Dünya Artık Ne Tarz Liderlerin Yönetimine İhtiyaç Duyuyor

A-Kaizen-Leaders-Role.jpg

Son yıllarda sözde gelişmiş ülkelerin lider adayları ve şeçilen liderlere baktığımızda dünyada artık elini sımsıkı masaya vurabilen, biraz despot, ben merkezci, kendisine milliyetçi süsü veren ama bir o kadar da ayırımcı liderlere doğru bir yönelim olduğunu görüyoruz. Senelerdir bastırıldığını düşünen alt sınıf herkesi ortak amaç doğrultusunda bir araya toplayan, olgun, insancıl uyumlu Belbin Takım Rolleri dilinde ifade edersek Orkestra Şefi tarzı bir yönetim tarzı sergileyen liderleri artık istemiyor. Yenilikçi bir yaklaşımdan ziyade geleneklere bağlı gibi görünün bağnaz bir tarz kabul görmeye başladı.

Kendi içerisinde zaten senelerdir ayırımcılık ve bölünmüşlükle yoğrulmuş, kendisini bütünün bir parçası olmaktansa hep bir öteki olarak hissetmiş bu halk sesini duyacak ve duyuracak liderlere ihtiyaç duyuyor. Artık bir süreliğine de olsa dünya belki de yıkılıp tekrar bütünleşmeye gitmeden önce içindeki ezilmişliği yalancıktan bir anti-elitist kısvesi altında yoğurarak dışa vuran liderler tarafından yönetilmeye doğru gidiyor.

Türkiye yıllardır her gün yerini daha da sağlamlaştıran bir İtici Güç lider tarafından yönetiliyor. Belbin dili ile konuştuğumuzda İtici Güç’ler dinamik ve mücadelecidirler, zorluklardan motive olurlar. Engelleri aşma cesareti ve enerjileri vardır. Baskın kişilikleri vardır. Agresif olabilirler, çatışma yaratmaya meyilli provakatif davranma eğilimleri vardır, insanları gücendirebilirler.

Avrupa ile gelişen son olaylara da baktığımızda Avrupa’nın üstün ırkı hiçbir şekilde Müslümanları istemiyor. Avrupanın siyahi ırkı Müslümanlar, Amerika’daki Afrikalı Amerikalılar gibi maalesef bazı istisnalar haricinde dışlanmaya mahkum bir kaderin dışına çıkamıyor. Her ne kadar yönetimde laiklikten bahsetsek de bütün dünyayı aslen hala ne yazıkki bitmek bilmeyen ayırışımın en büyük sebeplerinden biri olan din yönetiyor. Önümüzdeki farklı bir yüzyılda din kavramının olmadığı, kişilerin kendi iç benlik kavramı içerisinde kendilerine olan inançlarının ön planda olduğu bir dünya düzeninde daha birlikten bahsetmek mümkünken şu an prim yapan liderlik ayırıştırarak “biz ve onlar” arasındakı çizgiyi net bir şekilde çizen bir liderlik modeli ne yazık ki.

Amerika ise Orkestra Şefi gibi demokrat bir liderlik anlayışına sahip Obama’dan sonra artık İtici Güç gibi baskın ve aynı zamanda Girişken özelliklerine de sahip, dışa dönük, bol parıltılı, insan odaklı, siyasetten ziyade sabun köpüğü dedikodu programlarına meraklı, girişimci, bir işin başlangıç aşamasında heyecanı yüksek ancak sonrasında zorlayıcı görevlerle çalışmak istemeyecek bir lider tarafından yönetiliyor. Bir Cumartesi Gecesi Eğlencesi tadındaki programların ratinglerinin yükselmesine neden olan Trump, aslında kendisinin başkan seçilmesinin de bir şaka niteliğinde olmasının gayet farkında olan ama bu şakayı bir Hollywood filminin parıltılı, egosentrik ve ukala bir karakteri olarak oynamaya hazır bir başrol oyuncusu olarak sergiliyor.

Türkiye’de şu ana kadar binlerce kişi üzerinde uyguladığımız Belbin uygulamalarında da orta ve üst düzey yöneticilerde sıkça gördüğümüz liderlik profili İtici Güç. Kişiler kendilerine sorumluluk verecek bir liderden ziyade onları disipline edecek, korkutarak belki biraz da kırbaçını çıkararak ama aynı zamanda da onları sahiplenip motive ederek yönetecek bir İtici Güç’e ihtiyaç duyuyorlar. Bunun yanı sıra Belbin de Girişken olarak nitelendirdiğimiz takım rolü özelliğine sahip, sosyal tarafı güçlü, her ortama kolay uyum sağlayıp, sohbete katılacak, gerektiğinde belki masaya elini vuracak ve sözünü dinletecek bir kimseye ihtiyaç duyuluyor.

Ezber kültürü ile yetişmiş bir millet olarak bizi düşünmeye teşvik edecek, demokrat yaklaşıma sahip liderler yerine sözünden dışarıya çıkmaya korkacağımız, söylediklerini sorgusuz sualsiz kabul etmekten rahatlık duyacağımız baskın kişiliği ve karizmasıyla bizi büyüleyecek liderlere ihtiyaç duyuyoruz.

Umarım bir gün Belbin ile verdiğimiz takım eğitimlerinde de kişilere göstermek istediğimiz gibi herkesin farklı özelliklerinin aslında bütünün parçalarını oluşturduğunu, tamamıyle birbiriyle aynı düşünen ve aynı şekilde davranan robotik bir takım ortamı içerisinde kendimizi tekrar etmenin ötesine gidemeyerek, varoluşumuzun asıl amacı olan gelişimi hiçbir zaman gerçekleştiremeyeceğimizi anlarız.